Şehirler arası otobüs yolculuğundan yazıyorum bu satırları. Devrik cümlelerim ve ben birkaç saat sonra Düzce’de olacağız. Bir süredir düşündüğüm bir şey var. Büyüdük. Hem de birden bire büyüdük. Bunu söylememin sebebi instagram storylerimde yaşıtlarımın paylaştığı evlilik teklifleri, nişanlar, düşünler, sazlar, sözler değil. Bunun sebebi başka bir şey. Bunun sebebi hayat…
Doğuyoruz, çocuk oluyoruz, büyüyoruz ve ölüyoruz. Adımızı hatırlayan son kişi de öldükten sonra bu dünyadan hiç geçmemiş olacağız. Bunu bile bile dertler ediniyoruz. Dertler…
Hayatı ciddiye almayı bıraktığımda büyüdüm ben. Umursamazlık seviyem arşa çıkmaya başladı. İnsanlardan hep nasıl bir insan olmamam gerektiğini öğrenmekten bıktığımda anladım yılların hızla akıp geçtiğini. Çeyrek asırlık yaşımda yazıyorum bunları. Bu yaşı çok sevdim. Bu yaşla anladım büyüdüğümü. Bu yaşla yaşlandı gözlerim. Bu yaşla çoğaldı kahkahalarım…
Sago’nun dediği gibi bazen bazı isimleri ağlaya ağlaya sildim defterimden, bazen bazı isimleri kazıdım yüreğime. Yalnızlığımın bir mecburiyet değil de bir seçim olduğunu bu yaşımda öğrendim. Hatalarımı en çok bu yaşımda sevdim. En çok dersi bu yaşımda aldım. En çok bu yaşımda sevdim kendimi. En çok bu yaşımda üzüldüm 15’indeki bana.
İlk kez cümlelerim bitmesin istiyorum. İlk kez Serequel’in verdiği o müthiş uyku hali bedenime ulaşmasın ki daha çok kelime yazabileyim istiyorum.
Bazı sonlar vardır, o sona hayatın seni hazırladığını bilirsin. Bazı sonlar vardır başladığın noktayı unutturur. Nutkun tutulur belki tüm gerçekliğin yüzüne tokat gibi çarptığını hissettiğinde.
Kutu Yayınları’ndan çıkan “Üflenmemiş Rüzgar” kitabının rastgele açtığım sayfasında şöyle yazıyor. “Bu şekilde ne kadar dayanabilirsin?” Diye sordum kendime engel olamadan. “Dinlenmen gerek, gerçekten.” Bence bana demiyor. Yani dememeli. Bu yaşımda dinlenirsem eğer, sallanan sandalyemde oturup gözlerimi kapadığımda aklıma gelecek olan anılarım iki elimin parmağını geçmez. Oysa ben memleketimi karış karış gezmek anadolunun anlatılan efsanelerini soluksuz dinlemek isterim. İlk durağım Mardin olsa, oradan da ver elini Urfa.
Şu an yolda olmanın müthiş hazzını duyuyorum. Bunu hep yapabilsem keşke. Kendime bu kadarını bari yapabilsem hayatı bir miktar daha sevebilirdim.
Bazen diyorum ki bu kadar hassas olmasam keşke. O zaman belki bu geçip giden yıllar daha keyifli olabilirdi. O zaman belki bu kadar çok belkiye yer olmazdı. Ama yine de her şeyiyle keyif almayı bilmeli insan. İyisi, kötüsü, acısı, tatlısıyla o kadar kendine özgü ki hayatlarımız. Biz farklılaştıkça farklılaşıyor. Biz paylaştıkça anlamlaşıyor.
Düşe kalka ilerlediğim bu yolculuk da elbet bitecek. Bunun bilinciyle bu hayata sığdırabildiğim kadar çok yaşam sığdırmak gibi bir niyetim var. Umudu bol, hayali güçlü, keyfi yerinde bir ömür bırakırım umarım ardımda…
Leave a comment