Uykumu Uyandırın, Gelsin Artık Geç Oldu

Uzun zamandır yine bir şeyler yazmak isteyip türlü bahanelere sarıldığım bir dönemdeyim. Bunu kıran ise şu ana kadar yaptıklarıyla en çok gurur duyduğum birinin yeni kurduğu yayınevinden çıkan kitaptaki o cümle oldu. Mavi saçlı yaşlı bir kadının gençliğinin tüm ayrıntısını olabildiğince derinden anlatıp sanki o dönemde onunla yaşıyormuşuz gibi hissettiren “Lüzumsuz Kadın”ın hikayesinden bir cümle.…

Uzun zamandır yine bir şeyler yazmak isteyip türlü bahanelere sarıldığım bir dönemdeyim. Bunu kıran ise şu ana kadar yaptıklarıyla en çok gurur duyduğum birinin yeni kurduğu yayınevinden çıkan kitaptaki o cümle oldu. Mavi saçlı yaşlı bir kadının gençliğinin tüm ayrıntısını olabildiğince derinden anlatıp sanki o dönemde onunla yaşıyormuşuz gibi hissettiren “Lüzumsuz Kadın”ın hikayesinden bir cümle. Şöyle diyor kitapta; “Neden uykunun iyileştirici gücüne en çok ihtiyaç duyduğumuz yaşlar uyumakta en zorlandığımız yaşlardır?” Altını çizdikten sonra üzerinde biraz düşündüm ve bu yazıyı yazmaya karar verdim. Mâlum sebeplerden dolayı hepimiz evlerimize hapsolduk. Daha önce böyle hissettiğim zamanlarda çözümü kaçmakta buluyordum. Tanımadığım, daha önce hiç geçmediğim sokaklarda kaybolup o düşüncelerden kendimi kurtaracak bir çıkış yolu bulmaya çalışırdım. Ama bir yıldan fazla süredir ne yazık ki böyle bir şey mümkün değil. Çoğu zaman kendime bile tahammülümün olmadığı zamanlar yaşayıp kaçamamak yordu biraz. Ama neyse ki sevdiğim bir yerde, çalışmaktan keyif aldığım işler yapıyorum. Kimi için ızdırap olan mesai saatleri kaçışım oluyor. O altını çizdiğim cümleyle bu anlattıklarımın alakasına gelecek olursam; eğer kolay uyuyabilseydim o saatleri de kaçışıma ekleyebilirdim, ama ne yazık ki tıpkı mavi saçlı yaşlı kadının dediği gibi en çok ihtiyaç duyduğum yaşlar, benim de uyumakta en çok zorlandığım yaşlar oluyır.

Bu ay on üçüncü kiramı ev sahibimin hesabına gönderdim. Bu demektir ki on üç aydır yalnız bir hayat yaşıyorum. Hani derler ya yalnızlığın bir zorunluluk değil de seçim olduğu hali iyidir sadece diye… Benim yalnızlığım bu denklemin neresinde bilmiyorum. Kimi zaman herkesten uzaklaşmak istediğim dünyam kimi zaman başkasının hayatına dahil olma beklentisine giriyor. O beklenti de eğer o hayatın dışında kalmakla sonuçlanırsa vay halime… Ama eskisi kadar önemsemiyorum galiba, eskisi kadar anlamlandırmaya çalışmıyorum. Her hecesini konsantre bir şekilde özümseyerek çıktığım bu yolda cümleler seyreltilmiş bir şekilde sanki. Tatsız, tuzsuz, anlamsız…

Yirmi beş yaşındayım. Bu yaşımın her gününü bunu kendime hatırlatarak yaşasam belki sorunlarımın büyük bir kısmı kendiliğinden azalır. Çünkü eğer Cahit Sıtkı’nın yaşamın yarısı olarak atfettiği 35 yaş benim için öyle olursa 35’imden sonra her gün “Keşke yirmi beş olsaydım.” diyeceğim. Bu kısır döngüye girmek istemiyorum. Aslında yıllara da anlam yüklememek lazım. Bülent Emin Yarar’ın tiyatro atölyesine katıldığımda; “Buradaki herkes toplumun kendisine dayattığı role bürünmüş durumda. Ama isteseniz hepiniz belki de içinde daha rahat edebileceğiniz bir kişiliğe sahip olacaksınız.” gibi bir cümle kurmuştu. Bu durumda aslında sayıları bir kenara bırakıp kaç yaşında hissediyorsak o yaştaymış gibi davranabilsey keşke. Bana sorulsa ben 13 yaşında hissettiğimi söylerdim. Sebebini de 2 yıl önce kendime yazdığım nottan aldığım kısımla açıklayayım:

“…Bir süre daha tekrar düşmeyi ertelemek zorundasın. Ertele ki mezun olabilesin. Ertele ki o 13 yaşındaki kızı daha fazla bekletme. O kız o kadar özledi ki seni… O kadar çok ihtiyacı var ki sana. Kimseyi değil bundan sonra attığın her adımda o kızı düşün. O kızın gözyaşlarını, o kızın sessiz sessiz hıçkırışlarını, o kızın oturduğu balkonun mermerini, içindeki sevgi ihtiyacını asla aklından çıkartma. O kız yalnızdı ve o kıza senden başka hiçkimse ulaşamaz. Halbuki şu an sen yalnız değilsin. Kafanı kaldırıp etrafına bir bak. O kadar çok yerinde olmak isteyen insan var ki… Tüm gücünü toplamak için kendine ve o 13 yaşındaki kıza söz ver. Öyle bir toparla ki kendini bu yıl 24’üncü yaş gününü kutlayan genç bir kadın 14. yaş günü için de bir dilek tutsun. Öyle bir kalk ki ayağa bu yıl kayıp olarak düşündüğün her bir yıla seni o kıza kavuşturduğu için şükrettiğin bir yıl olarak bitsin. Biliyorum yapabileceğini ve yalnız değilim. Onlar da biliyorlar yapabileceğini…”

O kavuşmaya beni götürecek yolda yalnız olmamayı dilerdim. Ama hayat işte, getirdikleri için de götürdükleri için de hesap sorulamıyor kendisine.

Bu yazıyı da sevdiğim bir şarkıyı bırakarak noktalayayım.
Açık denizlerde kaybolmak pahasına çıktığımız o yolun huzur bulacağımız kıyılara ulaşması dileğiyle…

Bu arada özel teşekkür mesajım da aşağıda:
Her ay birbirinden müthiş kitaplar gönderen canım birkutukitap iyi ki varsın.

Leave a comment