Kelimeler, Anlamlar, Ruhlar ve Dünya.

Selam, Buraya sen oku diye yazdıklarım aslında büyük çoğunlukla kendimi düşünerek ve bu ruh halinin beni çıkmaza sürüklemesini biraz olsun yavaşlatmak isteğiyle yazdığım tamamen bencillik sayılabilecek şeyler. Aslında böyle bir giriş yapmak istemezdim. Aslında böyle bir giriş yapacak biri değilim. Sadece sanırım biraz can acıtmak istiyorum şu an. Canım acıyor biraz. Aslında tam olarak canım…

Selam,

Buraya sen oku diye yazdıklarım aslında büyük çoğunlukla kendimi düşünerek ve bu ruh halinin beni çıkmaza sürüklemesini biraz olsun yavaşlatmak isteğiyle yazdığım tamamen bencillik sayılabilecek şeyler.

Aslında böyle bir giriş yapmak istemezdim. Aslında böyle bir giriş yapacak biri değilim. Sadece sanırım biraz can acıtmak istiyorum şu an. Canım acıyor biraz. Aslında tam olarak canım da diyemem, can gibi değil de daha çok ruh gibi… Galiba evet, demiştim ben, tamamen bencillikten diye. Bak yazarken kendimi buluyorum burda. Kendim için yazıyorum. Yazdıklarım birileri okusun diye değil, ama yine de emin ol senin şu an bu kelimeleri okuyor olman daha doğrusu birilerinin bunları okuyacak olma düşüncesi biraz olsun hafifletiyor ruhumu… Biraz olsun genişliyor her fırsatta daralan ruhum. 

Kendi halimde, kendi ruhumla olduğum dakikalarda dünya nasıl oluyor biliyor musun? Ötesiz… Uçsuz, bucaksız… Ben böyle durumlarda nasıl hissediyorum biliyor musun? Yorgun… O kadar yorgun ki, kafamı kaldırıp ötelere bakabilecek bir güç bile bulamıyorum kendimde. Fotoğraftaki gibi bir bank beliriyor birden, zor bir hal o banka doğru taşıyorum kendimi üstümdeki tüm yükle beraber. Yükümüzü ağırlaştıran biziz dediğim her saniye anlamını kaybediyor, kaybettikçe yüküm daha da ağırlaşıyor, ağırlaştıkça daha da zor oluyor her şey… Bu zorluk peşinden buram buram anlamsızlığı da getiriyor beraberinde.

Bu bankı çektiğim gün yanımda Jose, Jen, Sandy vardı. Dördümüz bir daha belki de hiç uğrayamayacağım Zbiroh Kalesi’nin bahçesindeyken böyle hissetmiyordum. Oralardayken bu sıkışmışlık, bu daralmışlık hallerim birden benden uzaklaşmış gibiydi. Sanki ruhumu sıkıştıran ne varsa, buralardan ne kadar uzaklaşırsam o kadar uzağa gidecekmiş gibi bir düşünce geliyor aklıma ister istemez.

Yalnız desen yalnız değil, kalabalık desem kalabalık değilim. İçinde bulunduğum durumu tanımlayacak bir kelime bile bulamıyorum. Karman çorman bir halin tekdüzeliği içinde savrulup duruyorum. Tüm savruluşlarım kendi içime çekiyor beni. Tüm yüküm savruluşlarımın arasında daha da bir itiyor o bilinmeze. Düşünmek istemiyorum, sussun istiyorum içimdeki ses… Konuştukça ne kadar aydınlık olursa olsun birden kararıveriyor dünya, birden kapanıyor tüm ışıklar. Tüm kelimeler anlamını kaybediyor, kaybolmamak için iz bıraktığım tüm yollar kayboluyor, tüm işaretler siliniyor, tüm yaptıklarım boşluğa doğru yol alıyor gözlerimin önünde. Tüm ağırlaşan ruhumla etrafıma baktığımda bir ışık bile göremiyorum. Bir uyku halinde, bilmediğim bir zamanın içinde salınıp duruyorum. Salınışlarım karanlığa bulaşıyor sonra. Tüm karanlık ve tüm ağırlığım aynı anda salınıyor. Salındıkça salındıkça küçük bir deprem oluyor. Salındıkça salındıkça bir kırılma sesi duyuluyor o insanı delirten sessizliğin içinde. Tüm işaretler yavaş yavaş belirmeye başlıyor. Kendimden uzaklaştığım o yollar teker teker görünür oluyor. Birden kaybolan her şey yavaş yavaş yerini almaya başlıyor: Kelimeler, anlamlar, ruhlar ve dünya. Ve birden sonu geliyor bu yazının.

Leave a comment