NEDEN BURDAYIM?

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({ google_ad_client: “ca-pub-8109757726487505”, enable_page_level_ads: true });    Yaşadıklarımı ve hissettiklerimi burada yazarken bir miktar dikkat edip tüm açıklığıyla anlatmama niyetindeyim. Bu minik not sayesinde yazarken daha rahat olacağımı düşünüyorum.     Nereden başlasam anlatmaya? Anlatmak kimi zaman öyle çok ihtiyaç olarak hissettiriyor ki kendini, kaleme, kağıda koşuyorum şu an gibi. Ama…

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({
google_ad_client: “ca-pub-8109757726487505”,
enable_page_level_ads: true
});

   Yaşadıklarımı ve hissettiklerimi burada yazarken bir miktar dikkat edip tüm açıklığıyla anlatmama niyetindeyim. Bu minik not sayesinde yazarken daha rahat olacağımı düşünüyorum.

    Nereden başlasam anlatmaya? Anlatmak kimi zaman öyle çok ihtiyaç olarak hissettiriyor ki kendini, kaleme, kağıda koşuyorum şu an gibi. Ama sitede paylaşmak konusunda kararsızım. Bir şeyleri görünür bir şekilde birileriyle paylaşma düşüncesi hiçbir zaman bir ihtiyaç olmadı hayatımda. Anlatmak kelimesi muhtemelen aynı anlama gelmiyor benim için. Yazarak anlattıklarımın okunmasına ihtiyacım yok. Kimi insanın birilerine anlatmadan rahatlamadığı şeyleri üzerimden atmanın tek yolunun yazmaktan geçmesi belki de daha önce birileriyle iz bırakan, dikkate değer bir paylaşım yapmadığımdandır. Dışa vurumumun sadece yazarak olması bu yazının sitede yayınlanıp yayınlanmayacağı konusunda tereddütte bırakıyor beni. İnsan en sakındığı şeyi paylaşmak istemez kimseyle. Gizlediğim tüm şeyleri sakınıyorum gizlediğim tüm insanlardan. Eğer bu satırları okuyorsanız gelişme var demektir. 🙂
 
   Şu an bir istasyonun bahçesindeyim. Daha doğrusu eskiden istasyon olarak kullanılan fakat istasyon taşındığı için biri tarafından satın alınıp restore edilmeye başlayan eski bir istasyon. Ama her şeyiyle eski. Eşyaların her birinde kullanılmışlık hakim. Gözlerimi kapattığımda yoğun bir ses geliyor kulağıma. Hışırtı… İlkokuldayken öğrendiğim rüzgarın yapraklarla buluştuğunda çıkardığı sesin yansıma yoluyla kelimelerimiz arasına eklenmesi daha da sevdirmişti bu kelimeyi. Ve bu hışırtıya eşlik eden kuş sesleri… Gözlerimi açtığımda tam önümde de demir yolu. Avrupa’nın en eski tren istasyonlarından biri olan buraya yakışır bir demir yolu… Aklıma Biryudumkitap’ta paylaşılan Sait Faik’in alıntısı geliyor ve sanki şu geçen Kargo Treni tonlarca kilo anlamı yanıma bırakıp gitmiş gibi bir hâl alıyor.

   
   Adım attığım yerlerde adım atan insanlar, birbirinden farklı hikâyelerle geçip gitmişler. Kimisinin kaçırdığı trenin arkasından, kimisinin uğurladığı sevdiğinin ardından, kimisinin de ardında bıraktıklarının peşinden devam ettikleri hikayeleri düşünüyorum. Bir sürü sıfat yüklediğim bir sürü insan… Kimisi bekleyen, kimisi bekleten, kimisi ağlayan, kimisi ağlatan. Kendimden hariç kim veya ne varsa kolayca yüklediğim tüm anlamları bir sonraki Kargo Treni’ne yükleyip dünyanın bir ucuna gönderebilmeyi diliyorum tam da şu an. Ama işe yaramıyor.
   Neden burdayım peki? Yakın zamanda yüklediğim tüm anlamların bir olup beni köşeye sıkıştırdıkları ve içinden çıkılmaz bir hâl alınan zamanlardan birine yenik düştüm. Halamın kurduğu; “Betül ya hep dışarıdasın ya da hep evdesin. Bir ortan yok be çocuğum.” cümlesinin ikinci kısmını doyasıya yaşıyordum. Çok da yabancısı olmadığım hatta içten içe hoşuma da giden bu hâlin tıpkı önceden olduğu gibi hayatıma değişiklikler getireceğinden emindim. Bu değişikliklerin 4N ve 1K sorularının cevapsız kalması dışında can sıkıcı bir durum yoktu. Dert edeceğim bir şey de yoktu, zaten hep böyle olurdu. Ne zaman artık yeter deyip kendime gelmek için -burada kullandığım kendime gelmek deyimi kendimden uzaklaşmak anlamındadır- bir adım attığımda küçük dünyam biraz olsun değişir ve yeniden başlamak için bir sebebim olmuş olur. 
   Yeniden başlamak… Birçok insanın istediği ama çok az insanın gerçekleştirebildiği, herkes için bambaşka anlamlara gelebilecek bir yüklem. Kimileri için tüm hayatı sıfırdan alaşağı edip hatta sadece alaşağı da etmeyip elden gelse yakıp yıkarak yeni bir sayfa açıp sayfaları farklı bir kalemle farklı fontlarla doldurma isteği. Olmazları oldurabilme düşüncesi. Gerçek anlamda kaldıramayacağı yükün altına giren her insanın yaşadığı altından kalkamayıp yıkılma durumuyla karşı karşıya kalmak. Denedim olmadıların, istedim yapamadımların ardı sıra gelmesi. Kimileri içinse son raddeye kadar dayanıp kötü etkilendiği ne varsa çırpınmadan zamanın o muhteşem tılsımıyla beraber un ufak edip ayakları altında ezdikten sonra bir daha asla gözünün, gönlünün hatırlamamasını umduğu için en uzağa gömdüğü şeyleri unutturacak bir şeyler bulma çabası. Bu ikinci ihtimali uzun vadeli olarak gerçekleştirebilene ne mutlu. Benim çabalarımın raf ömrü oldukça kısa. Adından sanından haberimin olmadığı bir yerde, tanımadığım insanların arasında gözümün, gönlümün uzak kalması için yaptığım şeyler bütünü. Tek sorun ben. Eskimiş tren istasyonunun her şeyi benim için yeni olsa da eski olan benim. Ben benimleyken eskiyorum. Aldığım her nefes daha da eskitiyor beni ama minik minik de olsa yeniden bir şeyler yapabilmenin verdiği müthiş hazzı oldukça duyumsuyorum. 
   Rica ediyorum bunları okurken kelimelerime başka anlamlar yüklemeyin. Hayatımızın farklılığınca farklılaşıyor kelimelerimizin anlamları ve yaşadığımız her olayda birbirimizi doğru anlama ihtimalimiz düşüyor gittikçe. Bunu çok iyi bildiğimden anlaşılmak için değil yazdıklarım, paylaşmak için bir araya getirmediğim kelimelerimi bu sefer paylaşmak isteme sebebimden başka bir sebebim yok. Burada paylaşmak bana ne kazandıracak veya ne kaybettirecek diye bir düşüncem de yok. Sadece süreklilik sağlamak istiyorum. Eğer yorumlarınızı paylaşırsanız şahane olur, böylece ben de yeni olarak hayatıma kattığım şeylerden olan bu blog sayfama büyük bir motivasyonla devam edebilirim. ^^
   Dünyayı dolduran tüm kötülükten sebep gözünüz, biraz olsun saklı kalan iyilikleri bulmak için de gönlünüz açık olsun. 
   Sevin, sevilin…

 

Leave a comment