Herkesin hayatında en az bir kere garip bir şekilde tanıştığı insanlar olmuştur. Ama benim o kadar fazla ki böyle tanışma hikayelerim… Hatta liseden itibaren hayatlarına heyecan gelmesi için benimle bir yerlere çıkmak istediğini söyleyen arkadaşlarım oldu. 🙂 Şuan yakınımda bulunan pek çok arkadaşım beni bir türlü çözemediklerini ve başıma gelen olayların artık kendilerini şaşırtmadığını söyleyip dururlar. Bunlara sebep olan olayları unutmamak için bir yere yazıyordum ama artık güncel olarak burda paylaşmaya karar verdim. Önceki karşılaşmalarımı yazar mıyım bilmiyorum şimdilik iki hafta öncekinden başlayalım bakalım. 🙂
Ofise gelmek için evden çıktım, kulaklığım kulağımda takılı halde otobüsü beklemeye başladım. Otobüs geldi ve bi amcanın yanına oturdum. Bi yandan kendi halimde müzik dinliyorum bi yandan da analog makinemle uğraşıyorken amcanın bana bişey sorduğunu fark ettim. Kulaklığımı çıkardım. Adanalı Selman Usta’yı gösterip “Burası Köfteci Yusuf mu kızım?” diye sorusunu tekrarladı. Önce aklıma Bursa dönüşü Kubilay, Sare ve Sametle Köfteci Yusuf maceramız geldiği için bi güldüm sonra orasının olmadığını ama Ataşehir’deki Novada’da olduğunu söyledim. Amca sonrasında başladı muhabbet etmeye… Okuyun kızım çok okuyun ama bizim gibi okuyun dedi önce. İlk olarak anlamadım. Sonra kendisi neden öyle söylediğini anlatmaya başladı. Adıyamanlıymış hacı amca. Köyünde kız çocuklarını 20 evden sadece 1 ev çocuklarını okuturmuş o dönemler. Ama o 1 evden okula giden kızlar okuldan geldiğinde diğer arkadaşlarına okulda ne öğrendilerse anlatırlarmış. O dönemler çok başkaydı kızım, herkes birbirine yardımcı olurdu. Herkesin birbirinden haberi vardı. Mahalle berberimize gittiğimizde ya 3 numara asker traş, subay traşı yap falan derdik. Şimdi bir gidiyoruz gençler amerikan traşı yap diyorlar. Onu geçtim lokantaya gidiyorsun salatalar var. Ne salatası bu diye soruyorsun Amerikan salatası cevabı alıyorsun. Neyse demem o ki özünüzden kopmayın kızım. Bize bizden başka dost olmaz. Söyle bakalım nerelisin diye sordu sonra. Giresunluyum dedim. Bak demek o yüzden böyle samimi gelmişsin bana deyip yine başladı anlatmaya. Kızı Giresunlu biriyle tanışmış ve hemen evlenmek istemiş. Hal böyle olunca da aileler birbirini çok tanıyamamış. Hacı amca bu işler böyle aceleye gelmez kızım, ailelerin birbirini tanıması, görüşmesi, birbirine gelip gitmesi lazım. Kızım böyle gönlümü almadan evlendi diye düğününe bile gitmedim. Senelerce evine de uğramadım. Ama gönül dayanmıyor işte bir gün inadımı bırakıp gitiim. Bi baktım aynı bizim aile gibi damadın ailesi. Şuan damadın babası en yakın arkadaşım hatta o zamanlar Giresunlu kimi görsem, duysam yolumu değiştirirken şimdi Giresunlu deyince kendi ailemden birini görmüş gibi seviniyorum. 🙂 Böyle anlatınca ben de asıl kızı için çok sevindiğimi artık daha huzurlu bir evliliği olduğuna emin olduğumu söyleyince haklısın kızım dedi hacı amca. Boşuna kırgınlık gütmüşüm ama babalık işte. Laf geçirtemiyor insan öyle vakitlerde kendine diye de ekledi. Biz böyle keyifli bir muhabbet ederken artık inme vaktimiz yaklaşmıştı. Bana hemen bak kızım dedi başına bişey gelir, bişeye ihtiyacın olur Bağlarbaşı metrosuna yakın Bereket Kafe var. Oranın sahibi benim oğlum. Adı Abuzer. Ben de şimdi oraya gidiyorum. Ara ara orda olurum. Ne zaman başın bişeye sıkışırsa bizi unutma. Hiç olmazsa bir gün gel çayımızı iç dedi. 🙂 Ben de reddedilmeyecek bu teklife tabi ki mutlaka yolum bir gün tekrar Bağlarbaşı’na düşerse gelirim amca dedim. 🙂 Bu muhabbetin ortasında; Bak kızım bizden vakit geçti artık. Burası İstanbul, öyle şeyler görüyoruz, öyle şeyler okuyoruz ki dışarısı çok kötü. Hele de gençler için yangın yeri. Demem o ki “gençlik ateş altında, gel de yanma.” Rabbim korusun sizleri. Vatana, millete hayırlı evlatlar olun herbiriniz diyerek bir duasını esirgemedi hiçbirimizden. Yolunuz Bağlarbaşı’na düşerse Abuzer abiye hacı amcayı sormayı unutmayın. 🙂
Leave a comment